|
Melek Çe Bu yıl okulumuzda basket ve voleybol takımlarının yanı sıra bir de kızlar futbol takımının kurulmasına karar verildi.
Öğretmenimiz sınıfta bu duyuruyu yaparken gülmekten kendini alamadı. Çünkü kızlar futbol takımının belirlenmesi için önce her sınıfın kendi kız futbol takımını kurması gerekiyordu. Takımlar arasında bir turnuva düzenlenecek ve belirlenen iyi oyunculardan okulumuzun kız futbol takımı kurulacaktı. Öğretmenimizi dikkatle dinleyen İlker:
- Keşke erkekler futbol takımı kurulsaydı öğretmenim, dedi.
- Dileyelim o da olsun İlker. Ama şimdi sınıfımızın kız futbol takımını belirleyelim, dedi Öğretmenimiz.
- Bence önce gönüllü adayları tahtaya yazalım, dedi Osman. Öğretmenimizin:
?Kız futbol takımı için gönüllü olan var mı?? sorusuna yalnızca Dilek parmak kaldırdı.
- Peki ya sen Tilda? Sen de katılmak istemez misin, diye sordu Öğretmenimiz. Ne de olsa Tilda sınıfımızın en sportmen kızlarından biri.
Dilek yanındaki Emel?i ikna etmeye çalışıyordu.
- Ya ben futbol takımının resmini yapmayı tercih ederim, dedi Emel.
- Ben de onları haber yapmayı.
Müge?ydi bu. Bir yandan defterine bir şeyler yazıyordu. Yapacağı haberin manşetlerini hazırlıyordu herhalde.
Çok geçmeden acı gerçek ortaya çıktı. Sınıfımızdaki kızların sayısı bir takım kurmaya yetmiyordu. Zaten kızların çoğu futbol takımında oynamak istemiyordu. Bu durumda ya yan sınıftan transfer yapacaktık ya da birkaç erkek öğrenciyi takıma almak zorunda kalacaktık. Ne var ki, diğer sınıfların bu numarayı yutmayacakları açıktı!
Öğretmenimiz beden eğitimi öğretmeniyle kısa bir görüşme yaptıktan sonra sorun çözüldü. Belirlenen sınıf takımları eleme grubunda oldukları için altışar kişiden oluşturulacaktı. Böylece sınıfımızdaki bütün kızlar, takıma seçildiler. Yağmur kaleci olurken Derya, yedek kulübesine geçti. Zaman zaman Işıl ile yer değiştireceklerdi. Takım kaptanı Dilek oldu. Dilek aynı zamanda takımın en golcü olmasını beklediğimiz futbolcusu.
Öğretmenimiz:
- Bugün derslerden sonra ilk antrenmanımızı yapalım, dedi.
- Antrenman olursa biz de kalırız, dedi İlker.
Dersler bitti fakat sınıfımızdaki heyecan bitmedi. İlker her teneffüste Dilek?e taktik verdi. Tilda?nın spor ayakkabıları yanında değildi. Bu durum kısa süreli bir panik havası oluşturdu. Neyse ki Dilek?in sırt çantası yine imdada yetişti. Doğrusu Dilek?in sırt çantasına bir kez daha hayran kaldık. İçinde bir sporcu için gerekli olabilecek her şey var. Sakız, meyveli şeker, selpak, kalın çorap, eşofman, kafa, kol ve diz bantları ve ilk yardım için gerekli olabilecek yara bandı, sargı bezi ve stetoskop gibi birçok şey.
Derslerden sonra okulumuzun bahçesinde belirlediğimiz alanda buluştuk. Burası futbol sahası değildi. Ancak elemeler ve antrenmanlar için geçici olarak kullanılacaktı. Sahaya 5-C?nin kız futbol takımı da geldi. 5-C?nin en haşarı öğrencisi Ahtapot Nâlân da takıma girmişti. İlker ve Osman onu görünce pek hoşnut olmadılar. Bizim kız futbol takımı için eleme maçları kıran kırana geçecek demekti bu.
Öğretmenimiz sahaya geldiğinde bizim takım eşofmanlarını giyip sahaya çıktı. Öğretmenimiz onları koştururken Derya yedek kulübesinde oturdu.
- Ne de olsa ben yedek oyuncuyum. Maç boyunca bana ihtiyaç olmamasını diliyorum, diyerek esnedi.
- Boş ver Derya, sana ihtiyaç olursa, yedek kulübesinden çalım atarsın, dedi İlker.
Antrenman henüz yarılanmamıştı ki Yağmur:
- Bir adım daha atacak halim kalmadı ya. Zaten kalecilerin koşmasına ne gerek var, diyerek sahanın kenarına çıktı.
Işıl koşarken düştü ve sağ dirseğini yaraladı. Yalnızca küçük bir sıyrıktı, yine de:
- Annemi istiyorum, diye ağladı.
Daha da kötüsü Ahtapot Nâlân saha kenarında antrenmanı izleyen İlker?e bizim takımı göstererek:
- Sizi çiğ çiğ yiyeceğiz, dedi.
Bu sözler üstüne Uluç ona:
- Çiğ köfteci!
Jankat ise:
- Yamyam, dedi. Ahtapot?un damarına basmıştı. İyice sinirlenen Ahtapot Nâlân, İlker?e çelme atmak isterken yere düştü. Ayağa kalkınca, ?Size gününüzü göstereceğiz!? diyerek arkadaşlarının yanına gitti.
Artık iyi biliyorduk; 5-C ile yapacağımız maç bir onur maçı olacaktı. |